28 Nisan 2017 Cuma

Anıcık

Hani bazı anlar vardır hayatta, ne olduğuna ana dair fikirlerin netleşemediği; bazen iyidir bu!

Kendi içinde çelişkisi olmayanın sorgulama ve gelişme yeteneği körelmiştir çünkü. Hayat bir şekilde rutine oturmuş, yaşamı meziyet haline getiren prensipler sabitlenmiş ve gelişim tamamlanmıştır ruh ve bedende… İşte tam bu anda gelişim tükenmiş, geleceğe dair içerikler anlamsızlaşmış ve hayaller tükenmiştir.

Bu süreçte öncelikle derin bir nefes alıp, yaşam anına farklı bir açıdan bakmak gerektir; malum, farklı açıdan asla aynı görünmez ne cisim ne de gölge… Dost gördüğün ile düşman sandığın bir anda farklılaşır; sert sınırlar yavaşça kaybolur, olumsuz sandığın aslında bir ümit tohumudur yavaşça yeşerip mahsule dönüşecek.  


Unutulmamalı ki aslında her seçiş bir vazgeçiştir nefes aldıkça…

2 Ocak 2017 Pazartesi

2017

Her birimiz farklı zorluklar içeren ağır bir yılı geride bırakıp, yeniden huzur ve ümit dolu bir yıla merhaba demek, bunu da özgür irade gereği doğal şekilde farklı mekânlarda gerçekleştirme tercihimizi yaptık elbet 2017’yi karşılamak için! Kimimiz çekirdek aile formatında evinde oturdu, kimimiz arkadaşlarıyla farklı hane, mekân veya ülkeleri tercih buyurdu. Tek amaç motivasyonu yükseltmek ve birlikte, tüm farklılıklarıyla geleceğe merhaba demekti… Her birimizin geleceğe dair yeni hedefleri, amaçları, hayal ve beklentileri şüphesiz mevcut; olmalı da zira yarına dair beklenti içermeyen bir yaşam sadece kuru kuruya tüketilecek zamandan ibarettir…

Bu bağlamda yeni yıla belki de gereğinden fazla yüklendik, zira gerçekten ağır bir yıl idi geride kalan, bizler de haklı olarak motivasyon ve ümit dolmak adına planlamamızı yaptık bu sembolik tarih değişikliğine istinaden. Bu süreçte pek çoğumuzun geçmiş yıl deneyimlerine istinaden yeni yıl temennilerinde en çok kesiştiği nokta huzur, barış ve mutluluktu ağırlık olarak…

Maalesef yeni yılın ilk saatleri bu temennilerin ne kadar önemli olduğunu alçak bir terör saldırısıyla yeniden hatırlattı hepimize. Canlar gitti yine, kimi ekmeğinin peşinde çalışandı kimi ise sadece sevdikleriyle birkaç eğlenceli anı oluşturmak isteyen; çekip gittiler aramızdan beklenmeyen bir şekilde. Çoğu farklı inanç ve pasaport sahibi, ortak noktaları “İNSAN” olmaktı muhtemelen ve sadece, zira her birimizin gölgesi farklıdır bir diğerimizden…

Bölünüp farklarımız pekiştirildikçe, akıl ve mantıktan uzak tepkiler vermeye devam edeceğiz. Katliama dair açıklama ve yorumları takip ettikçe aslında nasıl işe yaramaz bir döngü içinde birer birer tüketildiğimizi görmek gerçekten üzücü. İşin en acı verici tarafı ise maalesef bilinen bir çok zaafın genişletilmiş OHAL süresinde de sürmesi, örneğin taksilerde klasikleşen aranmama üstünlüğü, örneğin mekan kapısına 21 yaşında 10 aylık tek bir polisin dikilmesi, maalesef sokaklarda gerçekleşen ve Noel ile yılbaşını birbirine karıştıran grupların serbest salınımları, Noel babanın başına silah dayanması ve ilgili kişilerin ifade ardından serbest bırakılması, maalesef yılın son Cuma hutbesi içeriği, maalesef farklı din ve inançlara saygımızın tükenerek nefrete dönüşmesi, politik tercihlerimizin hatta taraftarı olduğumuz spor kulüplerinin bile yaşam standart ve haklarımıza vurduğu ağır prangalar haline dönüşmesi ilk aklıma gelenler. Deniliyor ki saldırgan uzman ve eğitimli biri, peki nasıl oluyor da benim ülkemde elinde silahla 3-4 ön güvenlik aşamasını aşarak eylem yapabiliyor OHAL varken, karakola 150 metre mesafede?

Zaman birlik olma ve akıl ile hareket etmeyi gerektiriyor. Öncelikli olarak her birimiz elimizdeki parmaklar misali birbirimizi farklılıkları ile kabul etmek ve birlikte huzur ve güvenliğimize sahip olmak zorundayız. İki parmağınızı birbirine bantlayarak ne kadar bir süre “normal” yaşayabilirsiniz bir deneyin… Farklılıklarımız aslında bizi işlevsel bir bütün haline getiren!

Hiç size trafik veya asayiş uygulaması yapan polise “günaydın, iyi günler, iyi vazifeler” dediniz mi yahut bir askeri birlik kapısında nöbet tutan emir kulu bir askere, ya da haftanın muhtelif gün ve saatlerinde mahallenizde görevli belediye temizlik işçisine “kolay gelsin, eline sağlık” lütfettiniz mi? Servis sürücünüze en son ne zaman günaydın veya iyi akşamlar buyurdunuz? Ne zaman oldu bir ikram personelinden “lütfen” ile bir şey istemeden yiyip içmeye devam ediyorsunuz? Unutmayın ki siz gibi bu insanların da temel amacı görevleri karşılığı gelir elde etmek ama her şeyden önce unutmayın ki hayatı kolaylaştıran bu görevliler İNSAN! Siz gibi, ben gibi… İçinizdeki sevgiyi keşfetmezseniz eğer, içiniz doğal olarak nefret dolar zamanla, buna izin vermeyin lütfen, sonrası ise içten başlayan bir çürüme ve tükeniştir sadece, tonla örneği mevcut, azıcık okuyunuz…

Benzeri sonsuz aksiyon varken alınabilecek kendi içimizde sevgisiz ve duyarsız oldukça maalesef farklar pekişecek ve tükeneceğiz. “Ya sev ya terk et” söylemi bizim değildir, bizim söylemimiz “Ne Mutlu Türküm Diyenedir”.


Bir olmalı, akıl ve mantık ile aksiyon ve önlem alarak birlikte yoldan çıkardığımız hayatı yine birlikte yaşanabilir hale getirmeliyiz. Güvenerek birbirimize, saygı duyarak farklı alışkanlıklarımıza, dinleyerek ve anlamaya çalışarak karşımızdakinin fikirlerini; zira aksi durumda tek tek tükeneceğiz, nerede nasıl olacağını bilmeden…

18 Kasım 2016 Cuma

Birilerine 18 Kasım Hatırası!

Günün getirecekleri hep iyi olsun dilekleriyle açarız gözümüzü her sabah, ancak sistem 4 yanlış 1 doğruyu götürür düzeninde maalesef kirlilikler ardışık olarak gelmeye devam eder bazı günlerde…

Aklı apış arasından öteye gidemeyen bazı mahluklar yine bir rezalete imza attılar destekçileriyle bugün, hem de bizi temsil etmeleri için görevlendirilmiş olmalarına rağmen…

Nasıl olur da yetmiş milyona erişen bir nüfus ile bu tipleri kendimize temsilci seçtiğimiz ayrı bir muamma! Bu mudur toplumsal ahlak ve vizyonumuzun tüme gidişi? Yok mu sizin ananız, bacınız, kızınız? Lahanadan mı çıktınız, Leylekler mi getirdi sizi dünyaya? Ömür sona erdiğinde varsa imanınız bu vebalin ardından nasıl kalkacak, ettiğiniz ahlaksızlıkların hesabını yaratana nasıl vereceksiniz?

Zincirleme küfür tamlaması yapsam yetmez hislerimi anlatmaya!

Her neye iman ediyorsanız müstahakkınızı versin tez zamanda…

Ölüm bile yakışmaz size; olabildiğince sürünün, mümkünse dölünüzde boğulun!

13 Mayıs 2016 Cuma

Ötelemek…

Sabah alarmı öteleriz bir daha ve bir daha…

Planlarımızı öteleriz yarın, haftaya veya nasipse seneye diye…

Kitap okumayı erteleriz, yarın başlarım diye…

Çocuğumuzla oynamak için yorgunuzdur erteleriz, yarın akşam nasipse…

Ailemizin, dostumuzun zor ya da mutlu günüdür ama alo yapmak kısmetse bir sonraki tuşlamaya kalır…

Hatta su almaya üşenir öteleriz dil damak kurumuşken, yahut kumanda el altında değil diye açık kalan alakasız kanal saatlerce izlenir boş bakışlarla anlamsızca…

Kısacası  ötelemenin sonu yoktur…

Oysa zaman değerlidir; hayattan kaçış yoktur!


29 Nisan 2015 Çarşamba

My Way


My Way


Bazen hayatta olduğunuz nokta, değişimi zorunlu kılar… Bu durum koşulacak hedef kalmaması başta olmak üzere gelecek kaygılarından kaynaklanan sürecin olmazsa olmazıdır.

Bu aşamada bağlayıcı sebepler, iyisi ve kötüsüyle mevcut alışkanlıklar ve yetersiz bile gelse sıfırın üzerinde olan garantilerdir; günü kurtarma kaygısı ile mevcut düzene eyvallah diyerek kaçınılmazı ertelemek adına cepte duran, ama zamanını tüketen…

Siyahla beyaz gibi birbirine zıt bir his; öngörüyü engelleyen yoğun, gri bir sis tabakası gibi iner üzerine insanın…

Oysa tek gereken aynaya gözlerinin içine bakarak inanç ve özgüven eşliğinde gözündeki kıvılcımı aramaktır geleceği aydınlatmaya yarayacak olan; zor olan da o kıvılcımı görmeye çalışmak ve istemekten ibaret aslında; zira yeterince isteyip çaba gösterirsen olmaz için bile bir olur yol elbet vardır.

Motive olmak için önerim mümkünse “ilk yüzleşme deneyimi öncesinde” My Way dilemektir; pek çok farklı yorumu olsa da sözleri hissettiğin an aradığın kıvılcımı görmek kolaylaşacaktır; zira kabul etsen de etmesen de dünya senin etrafında dönmektedir; ne azı ne fazlası ile. Eğer göremiyorsan kıvılcımı ya yeterince inanmıyorsun ya da yanlış açıdan bakıyorsundur geleceğe; ki bu durumda bakış açının değişmesi gördüğünün de değişmesine yol açacaktır kuşkusuz; eğer yine olmuyorsa halen bir seçeneğin daha var yaşamak adına; razı olacaksın mevcutlara ve şikayet etmeden kendini geliştirip kadere katlanacaksın…






21 Nisan 2015 Salı

Köşeli Tekerlek...



Köşeli Tekerlek


Söylemesi farklı ve ilginç; bir o kadar da olası değil ve saçma; hatta isyankar; asi ve anlamsız… 

Eminim metnin altında yer alan görsel, muhtemelen bu icadı görmüş olduğunuzu hatırlatacak; ancak ilk işitme anında anlam ifade etmediği gibi saçma bir tınısı ve önyargı etkisiyle bir olumsuzluk hissi yaratıyor olduğu da yadsınamaz…

İşin aslı bugünlerde bu söylemi bolca dile getirdiğimi fark ettim. Bu sebeple kısa bir dışavurum yapma ihtiyacı duymuş olmam da gayet doğal sanırım; zira kısa bir araştırma yaptığımda bu tanım için kafa yoran tek kişi olmadığımı da net olarak gözlemledim. Demek ki o kadar da uçarı bir söylem veya fikir değilmiş. 

Hatta daha da ilginç olan anılan tasarım alışageldiğimiz tekerlekten daha üstün bir amaca hizmet etmek, yüklü araçları kolayca merdivenlerden yukarı taşımak amaçlı kullanılmaktaymış ki, muhtemelen sizin de tasarımı gördüğünüz nokta tam burası ben gibi…


  
Demek oluyor ki bazı anlarda anlamsız tınılar yapan söylem ve fikirler bile gerçekte işe yarar çözümler ve araçlar olabiliyormuş; günü özetinde geldiğim nokta budur.


Neden mi köşeli tekerlek? 

Çünkü asla tek bir doğru yoktur; zira madalyonun 3 yüzü vardır!